Tüm yazılar

Gayrimenkul Hukuku · 23 Ekim 2026

HUKUKİ EL ATMA DAVALARINDA ADLİ YARGI GÖREVLİDİR

Davalı idarece ileri sürülebilecek görev ve yetki itirazlarına binaen, görevli yargı yolunun adli yargı olduğunu açıklama gereği hasıl olmuştur.…

Davalı idarece ileri sürülebilecek görev ve yetki itirazlarına binaen, görevli yargı yolunun adli yargı olduğunu açıklama gereği hasıl olmuştur. Kamulaştırma Kanunu Ek madde 1 kapsamındaki hukuki el atmalarda adli yargının görevli olacağına ilişkin hüküm Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin 16.01.2025 tarihli ve E.2024/135, K.2025/20 sayılı kararındaki iptal gerekçelerine bakıldığında, İLGİLİ HÜKMÜN HUKUKİ EL ATMA DAVALARINDA GÖREV YERİ BELİRLEMEK VEYA DEĞİŞTİRMEK AMACIYLA İPTAL EDİLMEDİĞİ AÇIKÇA GÖRÜLMEKTEDİR. Nitekim Anayasa Mahkemesi ilgili iptal kararının gerekçesinde "Diğer yandan kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi için taşınmaza ihtiyaç duyulması hâlinde 2942 sayılı Kanun ve diğer kanunlarda kamulaştırma için öngörülen usul ve esaslara uygun hareket edilmesi gerekmektedir. Kamulaştırmasız el atmanın bir görünümü olan hukuki el atma durumunda mevzuatta öngörülen süre içinde idarece kamulaştırma veya kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar işlemlerinin yapılmaması hâli ortaya çıkmaktadır. Buna göre kamulaştırmasız el atma sebebiyle mahkemelerce taşınmazın değerine ilişkin olarak hükmedilen bedel hukuka aykırı olarak ortaya çıkan durumun telafi edilmesi suretiyle tasfiyesini amaçlamaktadır. Bu bakımdan yalnızca mahkemelerce kamulaştırmasız el atma sebebiyle bedele hükmedilmesi değil hükmedilecek bedelin bir an evvel hak sahiplerine ödenmesi de hukuka aykırı durumun ortadan kaldırılmasının bir gereğidir.

İtiraz konusu kuralda ise kamulaştırma işlemlerine ilişkin olağan hukuki süreç tersine çevrilerek dava açma külfeti taşınmazına kamulaştırmasız el atılan malike yüklenmektedir. Ayrıca mahkeme kararlarıyla hükmedilen taşınmazın gerçek karşılığının peşin ödenmesi şartının yerine getirilmesi sağlanmadan taşınmaz malikine ait tapu kaydının iptali ile davalı idare adına tesciline karar verilmesi hâlinde gerçek anlamda bir telafiden veya tasfiyeden bahsedilmesi mümkün olmayacaktır. Zira Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrası -anılan maddenin ikinci fıkrasında belirtilen istisnai durumlar hariç- gerçek karşılığı peşin ödenmedikçe taşınmazın kamulaştırılmasına, diğer bir ifadeyle idare adına tesciline imkân tanımamaktadır. Hükmedilen bedelin malike ödenmesi sağlanmadan taşınmazın idare adına tescil edilmesini önleyen herhangi bir güvence getirilmeden tasfiye amaçlı düzenlemenin Anayasa’nın 46. maddesindeki gereklilikleri karşıladığı söylenemez." demektedir.

Anayasa ve ilgili kanunlar uyarınca kamulaştırma, idarenin kamu yararı amacıyla özel mülkiyette bulunan bir taşınmaza bedelini peşin ve nakden ödemek suretiyle el koymasını düzenleyen hukuki bir usuldür. Ancak uygulamada idareler, bu yasal usule riayet etmeksizin ve en temel unsur olan bedel ödeme yükümlülüğünü yerine getirmeksizin taşınmazlara fiilen el atmakta, hatta bu taşınmazları kendi adlarına tescil ettirebilmektedir. İPTALE KONU OLAN KANUN HÜKMÜ, BU HUKUK DIŞI DURUM KARŞISINDA MÜLKİYET HAKKI İHLAL EDİLEN TAŞINMAZ SAHİBİNİ, HAKKI OLANI ALABİLMESİ İÇİN DAVA AÇMAK ZORUNDA BIRAKMAKTAYDI. Bu durum, idarenin hukuka aykırı eyleminin sonuçlarını vatandaşa yüklemekte; onu ek bir dava külfeti ve masrafıyla karşı karşıya bırakmaktaydı. Öyle ki, dava açılmaması halinde vatandaşın hak kaybına uğraması kaçınılmaz hale gelmekte ve anayasal bir hak olan mülkiyet hakkının korunması, adeta vatandaşa bir lütuf gibi sunulan dava açma külfetine bağlanmaktaydı. Anayasa Mahkemesi, söz konusu hükmü iptal ederken tam da bu adaletsizliğe dikkat çekmiştir. Yüksek Mahkeme'nin iptal gerekçesi incelendiğinde, amacının idarenin hukuka aykırı eylemiyle zaten ihlal edilmiş olan vatandaşın mülkiyet hakkının, bir de vatandaşa dava açma külfeti yüklenerek daha da zedelenmesinin önüne geçmek olduğu görülmektedir. YÜKSEK MAHKEME, KARARDA VATANDAŞIN HAKKINA EN KISA SÜREDE VE EN AZ KÜLFETLE ULAŞMASININ SAĞLANMASI GEREKTİĞİNİ VURGULAMIŞTIR. Bu durumda kanunu uygulayan mahkemelere, vatandaşın üzerindeki bu yükü hafifletme görevi yüklenmektedir.

Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesi'nin amacı, görevli yargı kolunu değiştirmek veya bu konuda yeni bir düzenleme getirmek değildir. İPTAL KARARININ NE GEREKÇESİNDE NE DE LAFZINDA, "HUKUKİ EL ATMA" DAVALARINDA ADLİ YARGI YERİNE İDARİ YARGININ GÖREVLİ OLDUĞUNA DAİR BİR TESPİT VEYA YÖNLENDİRME BULUNMAMAKTADIR. İLGİLİ HÜKMÜN İPTAL EDİLMESİ, GÖREVİN İDARİ YARGIYA GEÇTİĞİ ŞEKLİNDE YORUMLANAMAZ.